sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
indir download

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Uçak seyahatinin yapılmaması gereken durumlar



Sağlık sorunu bulunan ya da sağlığı, önceden geçirilmiş hastalıklar nedeniyle duyarlı olan yolcular bu faktörlerden daha fazla etkilenirler. Eğer yolcu, planlarını dikkatlice yapar ve yolculuk öncesinde ve sonrasında ve yolculuk sırasında birtakım basit tedbirleri alırsa, hava yolculuğu ile ilgili sağlık riskleri asgari düzeye indirilmiş olur.



Kabin basıncı ve oksijen

Uçak kabinleri basınçları sabitlenmiştir ancak, uçma yüksekliğinde kabin havası basıncı deniz seviyesindeki basınca göre daha düşüktür. Uçakların sıklıkla uçtukları yükseklik olan 11 bin metrelik bir uçuş yüksekliğinde, kabindeki hava basıncı, deniz seviyesinden 1500-2500 metre yükseklikte olan hava basıncına denktir. Bunun sonucunda, kana karışan oksijen miktarı düşer ve vücuttaki gazlar genişler. Düşük kabin hava basıncının etkileri sağlıklı yolcular üzerinde bir risk yaratmaz.

Kalp damar veya solunum hastalıkları olan yolcular ile kansızlık gibi bozuklukları olan kişilerde düşük oksijen düzeyinin sorun çıkartma olasılığı fazladır. Ayrıca, alkolün beyindeki etkisi düşük oksijen iile daha da artmaktadır.

Hava kuruluğu

Uçak kabinlerindeki bağıl nem genellikle %20'den az olmak üzere düşüktür. Düşük nem gözlerde, ağızda ve burunda kuruma hissine yol açar. Yolculuktan önce ve yolculuk sırasında iyi bir sıvı alımının yanı sıra cilt nemlendirici losyon kullanma, burun deliklerini nemlendirmek üzere bir tuzlu su içeren burun spreyi kullanma ve kontak lens yerine gözlük takma gibi işler vasıtasıyla nemlendirme sağlanabilir.
Yeterli sıvı alımı olmazsa uzun uçuşlarda dehidratasyon (vücut sıvısının azalması) meydana gelebilir.

Bu nedenle uçuş öncesinde ve sırasında alkolsüz içecekler alınmalıdır (su ve meyve suları). Alkol dehidratasyona katkı yaptığından dolayı, uçmadan önce ve uçuş sırasında alkol kullanımı kısıtlandırılmalıdır, hatta tercihen içmekten kaçınılmalıdır.

Hareketsizlik ve Dolaşım Problemleri

Oturur durumda uzun süren hareketsizlik, bacaklarda kan dolaşımının yavaşlamasına bacaklarda şişmeye (ödem) ve eklemde tutukluk gibi rahatsızlıklara yol açar.
Dolaşım yavaşlaması, toplar damarda pıhtı oluşması için hazırlayıcı bir faktördür.
Aşağıdaki faktörlerden bir ya da daha fazlasını taşıyan kimselerin seyahat etmeden önce tıbbi yardıma başvurmaları tavsiye edilir.

- Toplardamarda pıhtı öyküsü
- 40 yaşının üzerinde olma (yaş riski artırır)
- Östrojen tedavisi (doğum kontrol hapları veya hormon tedavisi)
- Hamilelik
- Son zamanlarda cerrahi müdahale veya travma durumu (özellikle karın veya bacak cerrahisi)
- Kanser
- Genetik kan pıhtılaşması anormallikleri
- Kronik venöz yetmezlik (bacak varisleri)
- Konjestif kalp yetmezliği
- Obezite

Önlemler

Uzun süren hareketsizliğin olumsuz etkileri, uçakta seyahat ederken sık aralıklarla basit eksersizler yapılarak azaltılabilir. Birçok havayolu şirketi dolaşımı uyaran, rahatsızlığı, yorgunluğu ve tutulmayı azaltan ve pıhtı oluşması riskini düşüren uçak içi eksersizler hakkında yardımcı olmaktadır. Yukarıdaki türde sorunları olanların, hava yolculukları için özel olarak tasarlanmış sıkıştırıcılı çoraplar giymesi yararlı olacaktır. El çantası, bacaklar ve ayakların hareketini kısıtlayacak yerlere konulmamalıdır. Giysiler bol ve rahat olmalıdır.

Hava Yolculuğunun Yapılmaması Gereken Durumlar:

- 7 gününü doldurmamış olan bebekler.
- Hamileliğin son 4 haftası içindeki (çoğul gebeliklerde 8 hafta) ve doğumda sonraki ilk 7 gün içerisindeki kadınlar.
- İstirahatte bile ortaya çıkan kalbe bağlı göğüs ağrısı (angina pektoris)
- Herhangi bir ciddi ve bulaşıcı hastalık.
- Kanama, travma ve enfeksiyondan dolayı artan kafa içi basınç.
- Sinüzit veya diğer kulak burun boğaz enfeksiyonları (özellikle de östaki borusu tıkanmışsa).
- Son zamanlarda geçirilmiş olan miyokard enfarktüsü ve kalp krizi.
- Ciddi kronik solunum hastalığı, dinlenme halinde nefes darlığı veya nedeni belirlenmemiş pnömotoraks.
- Orak hücre anemisi.
- 200 mmHg'dan fazla sistolik basınca sahip, kontrolsüz yüksek tansiyon.
- Havanın veya gazın içeride kaldığı, son zamanlarda gerçekleşen bir cerrahi girişim ya da hasar durumu (özellikle karın travması, mide-bağırsak ameliyatları, laparoskopik ameliyatlar, baş-yüz-göz hasarları, beyin ameliyatları ve göz yuvarlağının içine girildiği göz ameliyatları).
- Skuba dalıcıları dalış yaptıktan sonra kısa dönemde hava yolculuğuna çıkmamalıdırlar: birden fazla gün sınırsız dalış yaptıktan sonra en az 24 saat, 2 saat dalış yaptıktan sonra en az 12 saat.
indir download

g

g
indir download

Kilo aldıran hormonlar



Sağlıklı beslenmenin dışında hormon dengenizin önemine işaret etmek de beslenme uzmanlarının işlerinden biri. Leptin, ghrelin ve ensülini "üç silahşörler" olarak adlandırmak mümkün. Ancak bunların dışında tiroit hormonları ve kadınlık hormonları da kilo vermenizi etkiler. Böbrekten salgılanan mutluluk hormonumuzu da unutmamalısınız...



Kalori alımı azaldıkça yani diyet yaparken az yemek yedikçe vücudumuzdaki yağlardan salgılanan leptin isimli hormon kanda azalır. Azalan leptin hormonu ise beyindeki iştah merkezini uyararak iştahı artırır ve gıda alınmasını sağlar.

Kilo vermeyi engelleyen hormonlardan birisighrelin hormonudur. Bu hormon mideden salgılanmakta ve kana karışarak beyne ulaşıp yemek yemeyi artırmaktadır. Kilo vermek için diyet yaparken bu hormon kanda artmakta ve daha fazla kilo verilmesini engellemektedir. Bazı minerallerin eksiklikleri de kilo vermeyi engeller. Omega-3 alımını artırmak kilo vermede faydalı olabilir. Kanda ensülin hormonu yüksek ise kilo vermede sıkıntılar oluşur. Ensülin yüksekliğini azaltmanın önemli bir yolu şeker yükü yüksek olan karbonhidratları yememektir. Beyaz ekmek, şeker, makama, patates, kek, tatlı, çikolata gibi şeker yükü fazla gıdalar ensülin hormonunu kanda iyice artırarak kilo vermenizi önler. Bu gıdalar yerine tam buğday unundan yapılmış ekmek, kepekli makama, nohut, kuru fasulye, mercimek, bezelye, sebze ve meyvelerle beslenmek gerekir.

Stres şekeri düşürür!
Stresli kişilerde stres hormonu dediğimiz kortizol artmaya başlar ve artan kortizol hormonu da kan şekerini yükseltir.

Hipotiroidili hastalarda selenyum desteği almak T4 hormonunun T3'e dönüşümünü artırarak dokulardaki tiroit azlığını veya metabolizma yavaşlamasını artırmaya faydalı olabilir. Bu nedenle selenyum ölçümü yaptırınız. Eksiklik varsa size selenyum desteği gerekebilir. Yukarıdaki önlemlere rağmen kilo veremeyen kişilerde altta yatan diğer nedenleri araştırmak gerekir. Bunlar depresyon, stres, uyku bozuklukları, bazı mineral ve vitamin eksiklikleri ve gıda alerjileri olabilir. Özellikle selenyum, çinko ve demir eksikliği varsa bunların tedavisi kilo vermeniz açısından çok önemlidir. Bazen TSH hormonu normal olduğu halde kilo veremeyen hastalarda anti-TPO antikoru yüksek olabilir.

Özetle; tiroit yetmezliği olan kişiler kilo veremiyorsa şu nedenler araştırılmalıdır:
1. İlaç yeterince alınıyor mu? TSH düzeyini 1-1.5'a indirerek kilo verme sağlanabilir.
2. Gıda alerjisi olup olmadığını araştırmak gerekir.
3. Ensülin yüksek ise ona yönelik tedaviler uygulanır.
4. Kalori azaltılması yeterli mi?
5. Selenyum, B vitamini, yağ asitleri, magnezyum ve kalsiyum eksikliğiniz varsa kilo veremezsiniz.
6. Stres varsa önlenmelidir.
7. Kanda anti-TPO antikoruna bakılır. Yüksek ise ona yönelik tetkik ve tedaviler yapılır.

Yemek konusunda ezberinizi bozun!
Aslında yemeye başlamamız, daha çok öğrenilmiş bir olaydır. Yemeğin sonlandırılması ise hormonlarla sağlanır. Yemek yedikten sonra midenin şişerek gerilmesi ve bağırsaklardan salgılanan hormonlar doygunluk hissi yaratarak yemeği sonlandırır. Alınan gıdanın içeriği de tokluk hissinde etkili olur. Proteinler daha fazla tokluk hissi verirken, yağlar fazla doygunluk sağlamaz. Tersine, yemeğin yağlı olması, yemeğin tadını artırarak daha fazla yemek yenmesine yol açar. Posalı gıdalar ise kişileri daha fazla tok tutar.

Gıda alımının başlaması, devam etmesi ve sonlandırılması vücudumuzdan beynimize gelen bazı uyarıların etkisiyle olur. Bu sinyal veya uyanlardan bazıları şunlardır:
Beynimizin hipotalamus bölgesinden salgılanan bazı hormonların iştah üzerinde yaptığı etkiler.
Yemek yiyince kanda artan ensülin hormonunun beyinde yaptığı etkiler.
Yağ dokularından salgılanan ve beyne etki eden teptin hormonu.
Kan şekerinin azalması veya artması beyne etki ederek iştahı azattır veya artırır.
Vücudumuzdaki sinir dokularıyla beyne ulaştırılan iştah ile ilgili bazı sinyaller.
Mide ve bağırsaklardan salgılanan bazı hormonların beyne etki etmesi.

Kandaki şeker düzeyinde geçici bir azalma, beyindeki bazı bölgeleri harekete geçirerek yeme davranışını başlatmaktadır. Ancak kandaki şeker düşüklüğünün beyin tarafından nasıl saptandığı henüz tam olarak bilinmemektedir.

Tüm bu sinyallerin karmaşık etkisiyle gıda alımında düzenleme ve böylece yeme davranışı oluşur. Bu sinyallerdeki küçük bir hata, aşırı beslenmeye yol açarak kilo alınmasına neden olmaktadır. Beynimizin hipotalamus bölgesinde, iştahın düzenlenmesinde rol alan hormonlar daha yeni ortaya çıkarılabilmiştir, ancak her geçen gün bu bölgeden salgılanan yeni bir hormon saptanmaktadır.

Beyni muttu ve doygun hissettiren hormon serotonindir!
İştah ve uykunun düzenlenmesinde rol oynayan çok önemli bir hormon olan serotonin beyinde salgılanır. Yediğimiz karbonhidratlar ensülin salgılanmasını uyarırken, serotonin hormonunda da geçici olarak aşırı bir salınmaya neden olurlar. Beyinde serotonin azalınca tatlı şeylere hücum eder, tatlı yemek isteriz; özellikle çikolatada bol bulunan triptofan isimli aminoasit beyinde serotonine dönüşerek mutluluk verir. Atıştırma ile pankreas bezinden ensülin salınır ve bu ensülin serotoninin geçici olarak yükselmesini sağlar. Böylece fazla kilolular için bir tuzak olan bu atıştırmalar kilo almaya neden olur.

Unutmayın ki düzenli uyku şart...
Bu nedenle ensülin ve serotoninin kontrol altına alınması kilo kaybı açısından çok önemlidir. Stresli durumlarda da beyindeki serotonin azalır ve daha fazla serotonine ihtiyaç duyulduğundan atıştırmalar başlar. Bu nedenle kilo vermek isteyen kişiler düzenli bir serotonin salgısı için düzenli uyumalı ve stresten uzak durmalıdır. Aşırı kilolu kişilerde Tip 2 diabetes mellitus dediğimiz erişkin tipi şeker hastalığı oluşma riski normal kilolu kişilere göre 4 kat daha fazladır.

Tip 2 diyabeti hastaların yüzde 60-90'1 şişmandır. Orta derecede şişman kişilerde normal kilolu kişilere göre şeker hastalığı görülme riski 30-40 kat daha fazladır. Şişman kişilerde şeker hastalığı gelişimine neden olan 3 esas neden vardır ve bunlar kandaki ensülin hormonunun yüksekliği ve etki gösterememesi, kanda yağların fazla olması ve yağ hücrelerinden şeker hastalığı yapan bazı hormonların fazla salgılanmasıdır. Ayrıca şişmanlık derecesi arttıkça, şişmanlık süresi uzadıkça ve hızlı kilo artımı durumunda şeker hastalığına yakalanma riski artar. Vücuttaki yağların mide ve iç organların etrafında toplandığı erkek tipi şişmanlık, şeker hastalığı yönünden daha büyük risk taşır ve bu tip şişmanlar şeker hastalığına daha kolay yakalanırlar.

Şişman kişiler şeker hastalığı gelişimi önlemek içki ideal kiloya kadar zayıflamalı, sağlıklı beslenmeli yani lifli sebze ve meyveyi fazla, unlu ve şekerli gıdaları az tüketmeli, sıvı yağ yemeli ve ayrıca her gün en az 30 dakika yürüyüş yapmalıdır.

Taylan Kümeli/Haber Türk
indir download

Arı sokmasının faydaları yararları



Başımıza gelebilecek tatsız olaylardan biri de arı sokmasıdır. Arının bize yaklaşmasından bile korkarız. Arı bizi ya sokarsa diye korkup uzaklaştığız bile olmuştur. Peki hiç aklınıza gelirmiydi arı sokmasının bir çok sağlık sorununa şifa olacağı?



İşte arı sokmasının şifalarına dair ilginç araştırma.

Bilim adamları arı sokmasından kaynaklanan sıvı zehrin eklem iltihabını tedavi etmeye ve hatta önlemeye yardımcı olduğunu belirlediler.

The Telegraphta yer alan habere göre, Brezilyadaki Sao Paulo Üniversitesinde görevli araştırma ekibi arı zehrinin eklem iltihabına yol açan eklemlerdeki zararlı iltihabı kontrol edebildiğini tespit ettiler.

Bu zehrin vücutta iltihabı düzenleyen doğal hormonları artıran moleküller içerdiği kaydedildi.

Uzmanlar, arı zehrinin eklem iltihabı ağrısına çare olabilecek yeni tedaviler geliştirmede kullanılabileceğine inanıyor.

Arı tedavisi, romatizma ve eklem iltihabı gibi sorunlar yaşayan hastalarda gözle görülür etki yapıyor.

Arı sokmasından kaynaklanan sıvı Zehir kan dolaşımını hızlandırıyor.

Eklem iltihablarından kaynaklanan ağrıları dindiriyor.

Ve eklem iltihablarını yok ediyor.

Arı sokması tedavisinin belli başlı birkaç hastalık tedavisinde kullanıldığı da belirtiliyor.

O hastalıkların başında astım gelmektedir.

Diğer hastalıklardan biri de MS hastalığıdır. Avrupada bir çok hasta bu yöntemle tedavi ediliyor.

Arının mucizevi eseri balın ise şifaları saymakla bitmiyor.

DİŞ AĞRISI

Bir kaşık toz tarçın ve 5 tatlı kaşığı bal karışımı ağrıyan dişe tatbil edildiğiğnde diş ağrısını kestiği tespit edildi.

HAZIMSIZLIK VE GRİP

Toz tarçın 2 kaşık bal üzerine serpilip yemekten önce alındığında asit oluşumunu ve hazımsızlığı önler. İspanya da yapılan bir araştırmada bal içerisindeki bir maddenin grip mikroplarını öldürdüğü ve hastaları gripten koruduğu saptanmıştır.

İDRAR KESESİ ENFEKSİYONLARI

İki kaşık toz tarçın, bir tatlı kaşığı bal, ılık su içerisinde eritilip içilir. İdrar kesesindeki mikroorganizmalar üzerinde etkilidir.

KANSER

Japonya ve Avustralya da yapılan bir araştırmada, mide ve kemik kanserleri üzerinde başarılı olunmuştur. Bu tür kanserlere yakalanan hastalar günde bir kaşık bal ve bir kaşık tarçını bir ay süreyle günde üç defa almalıdırlar.

KALP HASTALIKLARI

Bal ve tarçınla bir karışım yap ve bunu her sabah kahvaltıda reçel veya marmelat yerine ekmek üzerine sür. Bu uygulama arterlerdeki kolesterolleri eriterek hastaları kalp krizinden korur. Bu uygulama ile, daha önce kalp krizi geçirmiş kişiler, ikinci krizden kilometrelerce uzakta olacaklardır.Bu uygulamayı düzenli olarak yapan kişilerde solunum güçlüğü ortadan kalkacak ve kalp atışları
kuvvetlenecektir.

KISIRLIK

Eski Yunan ve Ayurvedikler Balı, yıllardır, erkeklerin spermalarını kuvvetlendirmek için kullanmışlardır.Eğer kudretsiz bir erkek düzenli olarak uyumadan önce 2 kaşık bal yerse problemleri çözülecektir.Çin,Japon ve uzakdoğu ülkelerinde ,gebe kalamıyan ve uterusunu kuvvetlendirmek isteyen kadınlar asırlardır toz Tarçın kullanmaktadırlarGebe kalamayan kadınlar bir tutam toz Tarçın ve yarım tatlı kaşığı balı gün boyunca bir bir sakız üzerine koyup çiğnediklerinde tükürükle karışarak yavaş yavaş emilerek etkili olmaktadır.

KOLESTEROL

İki kaşık bal, üç tatlı kaşığı toz tarçın,450 gr. demlenmiş çay
içerisinde eritilerek içildiğinde kan kolesterol seviyesi 2 saat
içerisinde % 10 düşecektir. Artrit hastalarına tavsiye edilen kür de günde 3 defa kolesterol hastaları i,çin uygulanabilir.Adı geçen dergideki bilgilere göre günlük gıda ile alınan bal bile kolesterolün
düşmesine yardımcı olabilir.

MİDE AĞRILARI

Bal ve tarçın kürlerinin, mide ağrıları için olduğu kadar mide ülserleri için de yararlı olduğu saptanmıştır.

GAZ

Hindistan ve Japonyada yapılan araştırmalar Bal ve Tarçının midedeki gazı giderdiğinden göstermiştir.

SAÇ DÖKÜLMESİ

Saçı dökülenlerle tepesi açılanlar sıcak zeytinyağı içerisine bir kaşık bal,bir tatlı kaşığı toz Tarçın ilacesiyle elde edilen krem banyodan önce başa sürülür ve taklaşık 15 dakika bekledikten sonra yıkanır.5 dakikalık bir uygulama dahi etkili olabilir.

SİVİLCELER VE DERİ

3 kısım bal, 1 kısım Tarçın ile bir krem yapılır. Bu krem uykudan önce sivilceler üzerine sürülür. Sabahleyin ılık su ile yıkanır.Eğer 2 hafta süreyle her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden çıkarır.Egzama,mantar ve diğer deri enfeksiyonlarında eşit miktardaki Bal ve Tarçın karışımı uygulanır.

SOĞUK ALGINLIĞI

Bir kaşık ılıtılmış Bal,1/4 tatlı kaşığı toz tarçın günde üç defa
yenir.Bu uygulama birçok kronik öksürük,soğuk algınlığı ve sinüslerin temizlenmesi için de geçerlidir

YAŞLILIK

Bal ve tarçınla hazırlanan çay,düzenli alındığında yaşlılık
harabiyetini önler.4 kaşık bal,1 kaşık toz Tarçın , 3 bardak su içerisinde kaynatılarak bir içecek hazırlanır. Günde 3-4 defa ¼ bardak miktarında içilir. Deriyi diri,taze ve yumşak tutar, yıpranmasını durdurur.

YORGUNLUK

Araştırmayı yapan Dr.Milton, bir bardak su içerisinde ½ kaşık bal ve biraz toz tarçının hergün kuşluk vakti ve vücut direncinin düşmeye başladığı takriben saat 15.00 te alındığında bir hafta içerisinde canlılığın arttığını tesbit etmiştir.

ZAYIFLAMA

Bir bardak su içerisine eşit miktarda bal ve tarçın konup kaynatılır.
Hergün kahvaltıdan yarım saat önce aç karnına ve yatmadan önce içilir.Düzenli uygulanırsa kilo verilir.Ayrıca bu karışım düzenli olarak içildiğinde, yüksek kalorili diyet alınsa bile, vücutta yağın birikmesine engel olur.
indir download

Vitaminleri kullanma klavuzu




Vitamin mineral destekleri kullananların, bitkisel ürünler ve antioksidan karışımlarından yararlananların sayısında artış var.

Çoğu bu işi, (doktoruna danışmadan) eş dost tavsiyesi ile yapıyor. "Hangi destek bana uygun?" diye merak ediyorsanız siz de besin destekleri seçerken faydalanabileceğiniz bu rehberden faydalanabilirsiniz.

İLAÇ KULLANIYORSANIZ
İlaç kullanıyorsanız bir besin desteğini seçerken son derece dikkatli olmanız gerekiyor. Bazı ilaçların besin destekleriyle etkileşime girdiği biliniyor. Aldığınız bir besin desteği ilacınızın etkisini artırıp azaltabiliyor. Aynı şekilde aldığınız bir ilaç vitamin, mineral veya diğer desteklerin emilimini etkileyebiliyor. Örneğin doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda B vitamini emilimi azalıyor. Anti asit ilaçlar demir desteklerinin emilimini azaltıyor. Bir antibiyotik olan tetrasiklin kalsiyumla birleşiyor ve vücudun kullanamayacağı bileşikler oluşturuyor. K vitamini kan pıhtılaşmasını artırdığından kan pıhtılaşmasını önleyen warfarin’in etkisini azaltabiliyor. Bu etkileşimlere daha pek çok örneği eklemek mümkündür. Bu nedenle herhangi bir nedenle ilaç kullanıyorsanız besin desteği seçerken kesinlikle doktorunuza danışmalısınız.

SİGARA İÇİYORSANIZ
Sigara içiyorsanız, sigaranın içindeki kimyasalların vücudunuzda çok sayıda serbest radikal oluşturacağını bilmeniz gerekiyor. Sigara içenlerde, kandaki C vitamini seviyesi düştüğünden bu kişilerin daha fazla C vitamini almaları öneriliyor. Ancak sigaranın zararlarını sadece C vitamini alarak önlemeniz mümkün değil. En iyi çözüm sigarayı tamamen bırakmanızdır.

VEJETARYENSENİZ
Vejetaryen bir beslenme düzeni uygulayan biriyseniz bazı ek vitamin ve mineraller kullanmanız gerekebilir. Özellikle süt, peynir, yumurta ve balık gibi hayvansal besinlerin hiçbirini tüketmiyorsanız mutlaka D vitamini desteğine ihtiyacınız olacaktır. Vejetaryenlerin C vitamini almaları da bitkisel kaynaklardan aldıkları demirin daha iyi emilmesi için gereklidir. Bu beslenme planında unutulmaması gereken bir diğer vitamin ise B12’dir. Eğer hayvansal gıdaları tüketmek istemiyorsanız, vitamin, mineral ve diğer besin öğelerini içeren vejetaryen bir beslenme planının nasıl oluşturulacağını beslenme uzmanına danışmanızda fayda var.

SPORA BAŞLAYACAKSANIZ
Düzenli egzersiz alışkanlığınız yok ama spora başlamak istiyorsanız, öncelikle iyi bir aktivite planı oluşturmalısınız. Yanlış egzersizler vücuttaki serbest radikal oranlarını ve yangısal süreçleri tetikleyeceğinden E ve C vitamini gibi antioksidan özelliği olan vitaminlere ve LCarnitin’e ihtiyaç duyabilirsiniz. Bu nedenle aktivite programına başlamadan önce doktorunuzla görüşmenizde ve ihtiyaç duyabileceğiniz besin desteklerini gözden geçirmenizde fayda var.

KADINSANIZ
Kadınsanız sizin için en önemli besin desteklerinden birinin demir olduğunu bilmelisiniz. Her ay periyot dönemlerinde kaybettiğiniz demiri yerine koymanız sizi demir eksikliğine bağlı kansızlıktan koruyacaktır. Özellikle periyot dönemleri ağır geçen kadınların demir almaya özen göstermeleri gerekiyor. Ayrıca rahim içi araç (spiral) kullanıyorsanız o bölgedeki tahrişe bağlı olarak kan ve demir kaybı yaşayabileceğinizi bilmeniz gerekiyor. Ancak demirin yüksek dozlarda vücutta birikerek toksin etki yaratabileceğini, bu nedenle doktor kontrolü altında almanız gerektiğini hatırlatalım.

HAMİLEYSENİZ
Hamileyseniz bu süreç boyunca hem kendinizin hem de bebeğinizin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Bebeğinize gerekli vitamin ve mineralleri kazandırmanız için bunların neler olduğunu öğrenmeniz ve doktorunuzun kontrolünde uygun doz ve türdeki bu desteklerden yararlanmanız şart. A vitamini, D vitamini, B1 ve B12 vitaminleri için günlük önerilen düzey (RDA değerleri) hamileler için hamile olmayanlara göre daha fazladır.

Yeni doğan, vücudundaki az miktardaki D vitaminini annesinden alır. Eğer siz yeterli D vitaminine sahip değilseniz bebeğiniz de D vitamininden mahrum kalacaktır. Burada önemli olan nokta az miktardaki D vitamininin fetüs gelişimini canlandırabilmesine rağmen fazla miktarlarının normal olmayan doğumlara yol açabilmesidir. Bu nedenle D vitamini kullanmayı düşünüyorsanız bunu mutlaka doktorunuzun kontrolünde yapmalısınız.

Hamilelerin E vitamini ihtiyacı da artar. Hamile bir kadın her gün fazladan 2 mg E vitaminine ihtiyaç duyar. Bu da yaklaşık bir yumurtadakine eş değerdir. Hamilelik süresince kanınızdaki C vitamini plasenta yoluyla bebeğinize geçtiğinden her gün 10 mg fazladan C vitamini almalısınız.

Riboflavin (B2 vitamini) bebeğinizin yarık damak sorunundan ve kalp problemlerinden korumada son derece önemlidir. Bu nedenle hamile kadınların her gün fazladan 0.3 mg riboflavin almaları tavsiye ediliyor. Folat da yarık damak sorununun önlenmesinde riboflavin kadar önemlidir. Folat’ın başka bir yararı da nöral tüp defekti denilen ve bebeğin bedensel özür veya zeka geriliği ile doğmasına neden olan bir sorunu önlemesidir. Bu nedenle hamile kalmayı düşünen tüm kadınların günde 400 mg folat almaları ve bu desteği hamilelik boyunca da sürdürmeleri tavsiye ediliyor. Hamile kadınların günde 0.2 mikrogram kadar B12 vitamini almaları fetusun gelişimi için gereklidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta hamilelerin bu destekleri doktorlarına sormadan almamalarıdır.

EMZİRME DÖNEMİNDEYSENİZ
Günlük 750 ml civarında besleyici bir anne sütüne sahip olmak istiyorsanız A vitamini, E vitamini, riboflavin ve folata ihtiyacınız vardır. Sütünüzle bebeğinize geçen D vitamini, C vitamini ve Niasin’i, ayrıca kalsiyum, fosfor, magnezyum, demir, çinko ve selenyumu yerine koymayı unutmamalısınız. Emzirme döneminde hamileliğiniz süresince kullandığınız besin desteklerine devam etmeniz gerektiğini hatırlatalım.

MENOPOZDAYSANIZ
Menopoz dönemindeki kadınlarda ortaya çıkan sağlık sorunlarından biri kemik erimesi diye bilinen osteoporozdur. Bu sorunu önlemede kalsiyumun oldukça önemli bir rolü var. Ancak kalsiyum tek başına yeterli olmuyor. Kalsiyumun emilimi ve vücut tarafından daha kolay kullanılması için bu dönemde D vitamini desteği de almakta yarar var.

ERKEKSENİZ
Çinko ve selenyum özellikle erkekler için önemli desteklerdir. Günlük 200 mcg kadar selenyum desteğinin prostat kanseri riskini azalttığını, kanserden ölüm oranını düşürdüğünü bildiren çalışmalar var. Selenyum, prostat kanseri dışında akciğer ve kalın bağırsak kanseri riskini de azaltıyor.
indir download

Vücudumuzdaki Mucizeler



İnsanlarla şempanzelerin vücudunda, santimetrekareye düşen kıl sayısı aynıymış! Ancak bizlerde, bu tüylerin çoğu görünmeyecek kadar ince veya açık renk olduğu için, insanoğlu şempanzelere oranla daha estetik görünüyormuş! İnsan saçı, neredeyse yok edilemez bir malzemeymiş! Saç, soğuk, hava değişimi, su, hatta birçok asit ve kimyasala karşı dayanıklıymış!



Beyin hücreleri Ansiklopedi Britannica'nın beş katı bilgi depolayabilirlermiş! Ve bu müthiş insan beyninin yüzde 80'i sudan oluşuyormuş! IQ'nuz ne kadar yüksekse, o kadar çok rüya görürmüşsünüz! Ama rüya görmediğinizi söyleyerek zekanıza hakaret etmeyin, çoğu rüyalar zaten hatırlanmazmış. Midemizdeki asidin gücü o kadar yüksekmiş ki, bir metal jileti bile eritebilirmiş! (Ama jilet yutup denemeye kalkmamanız, sözüme güvenmeniz daha akıllıca olacaktır!)

Tek yumurta ikizleri hariç, her insanın kendine özgü, farklı bir vücut kokusu varmış... 60 yaşına gelinceye kadar, erkeklerin yüzde 60'ı, kadınlarınsa yüzde 40'ı horlamaya başlarmış! Gözlerimizin büyüklüğü, hayat boyu doğduğumuz günle aynı kalıyormuş, ama kulaklar ve burun hayat boyu büyümeye devam ediyormuş. (Bu benim için iyi bir haber değil!)

Hastalıkların yüzde doksanının (evet sayıyla 90, yazıyla doksan!) oluşma veya ilerleme sebebi stresmiş! İnsanın öksürüğüyle çıkan sıvı ve beraberindeki mikroplar (Iyyy!) saatte 97 kilometre hızla ilerliyormuş! Hapşırık hızıysa saate 160 kilometreye kadar çıkıyormuş! Sabah kalktığımızda akşam yatarkenki halimizden, aşağı yukarı bir santim daha uzun olurmuşuz! (Eklem araları yerçekimi etkisiyle gün boyu daralıyormuş. Yani gün içinde yavaş yavaş çöküyormuşuz!)

İnsan vücudunun en güçlü kası dil, en güçlü kemiği ise çene kemiğiymiş! (Bu konuda kadınlar ve erkekler arasında bir fark olup olmadığı, araştırmada yer almıyor!)

Spor yaparak geliştirdiğiniz bir kasın, sporu bıraktığınızda eski haline dönmesi, o kasın oluşmasından iki kat daha uzun sürüyormuş! Benim gibi lapacılar için cesaret verici! Uyuduğunuz oda ne kadar soğuksa, kabus görme olasılığınız o kadar artarmış!

Gözyaşı ve sümük, birçok bakterinin hücre duvarını kıran özel bir enzim içeriyormuş! Böylece milyonlarca mikrop, göz ve burun kanalından vücuda giremiyormuş. Bu arada insanoğlu, tüm canlıların içinde, duygusal sebeplerle gözyaşı akıtan tek canlıymış!

Bir dahaki sefere kedinizin veya köpeğinizi hüzünden ağladığını iddia etmeyin, tıbben imkansız! Ve son olarak, pazartesi günleri kendinize dikkat edin, çünkü pazartesi günleri, insanların en çok kalp krizi geçirdiği günmüş! Hafta sonu eğlencesinden sonra işe dönmenin stresinin bu artışın sebebi olabileceği söyleniyor.
indir download

Vücudumuz Hakkında Bilgiler




-vücudumuzda bulunan yağla 7 iri sabun kalıbı yapabiliriz.

-o kadar çok karbon taşırız ki bunları bîr araya toplayıp kullanmak mümkün olsa; 9000 adet kurşun kalem yapabiliriz.

-2200 kibrite yetecek kadar fosforumuz,

-250 gramdan fazla sürfürümüz,

-bir kaşık dolusumuz magnezyummuş,

-5 cm boyunda bir çivi yapacak kadar demirimiz vardır.

-vücudumuzda 25 milyar oksijen alıcı kırmızı kan yuvarlakları bulunmaktadır (Hemoglobin).Bunları bir yüzey üzerine yayacak olursak 2570 metre karelik bir alanı kaplar.

-bebekken 270'den fazla kemiğimiz varken,büyüdükçe bunların bazısı birbiriyle kaynaşarak sonunda sadece 206 kemikle kalırız.



-kalbimiz normal olarak dakikada 70-72 kere atar.Bu atışa göre,70 yaşındaki insanın kalbi 2500 milyon kere atmış ve bu süre içindede 167561600000 kilo kan,damarlarımıza pompalamıştır

-normal bir vücut ısısı ile, insanın dayanabileceği en sıcak suyun ısısı 110°C’dir.

-normal bir insan vücudunda bulunan elektrik, 25 Wattlık bir lambayı dakikalarca yakabilir.

-esmerlerde 120 bin,sarışınlarda ise 140 bin adet saç teli vardır.

-her geçen gün başımızdan 25.000 arasında saç teli kopar ve yerine yine aynı sayıda yenileri çıkar.

-tek bir dakika içerisinde 1025 cm küplük havayı içimize çeker,4 kilograma yakın kanı vücudumuz içinde devrederiz.

-yapılan araştırmalara göre 6 dakika su altında kalabilir,20 dakika nefesimizi tutabilir, sıfırın altında 103 derecelik bir soğuğa karşı koyabiliriz.

-30 gün aç 110 saat da uykusuzluğa dayanabiliriz.

-tırnaklarımız bir yılda 3,75 metre kadar uzar.